EMEĞİN TRUVA ATI; SARI SENDİKACILIK

Cihat Öztekin
21 Nisan 2026
EMEĞİN TRUVA ATI; SARI SENDİKACILIK

Sarı sendikacılık

Sendikalar, tarihsel olarak emeğin sermaye karşısındaki zırhı olarak doğmuştur. Ancak günümüzde "sarı sendika" olarak nitelendirilen yapılar, bu zırhı delip geçmekle kalmıyor; bizzat o zırhın içinde, emeği pasifize eden birer aparat haline geliyor. Bu durum, sadece mavi yakalı işçinin değil, beyaz yakalı memurun da hayatını doğrudan etkileyen bir krizdir.

​1. İşçi Sınıfı Üzerindeki "Grev Kırıcı" Etki

​İşçi sendikacılığında "sarı" sıfatı, işverenle kapalı kapılar ardında el sıkışan, grev kararlarını sönümleyen ve işçinin öfkesini ehlileştiren yönetimler için kullanılır. Bu yapılar, işçinin haklı taleplerini "şirketin bekası" veya "ekonomik dengeler" gibi bahanelerle törpüler. Sonuç; enflasyonun altında ezilen maaşlar, gasbedilen kıdem tazminatları ve sendikal bürokrasiye hapsolmuş bir mücadeledir.

​2. Memur Sendikacılığında "İktidar Vesayeti"

​Kavram, kamu çalışanları söz konusu olduğunda daha da siyasallaşmış bir çehreye bürünür. Memur sendikalarının birçoğu, üyelerinin sosyal ve ekonomik haklarını savunmak yerine, iktidarın birer "yan kuruluşu" gibi hareket etmektedir.

  • Toplu Sözleşme Tiyatrosu: Masada memuru temsil edenlerin, aslında bütçeyi yönetenlerin ajandasını savunması, "toplu sözleşme" kavramını "toplu teslimiyet"e dönüştürür.
  • Liyakat Yerine Sadakat: Memur için sendika üyeliği, bir hak arayışından ziyade; tayin, terfi veya mülakat süreçlerinde bir "vize" olarak görülmeye başlanmıştır. Bu, sendikacılığın doğasına vurulan en büyük darbedir.

​3. Ortak Sonuç: Güvencesizlik ve Aidiyet Kaybı

​İster işçi olsun ister memur; sarı sendika modelinde asıl kaybeden her zaman çalışandır. Bu yapılar, çalışanların aidatlarıyla lüks makam araçlarına binerken, çalışana "sabır" ve "kanaat" pazarlarlar. Sendikaların bağımsızlığını yitirdiği bir sistemde, iş barışı bozulur ve emekçi, kendi örgütüne karşı derin bir güvensizlik duymaya başlar.

Sonuç Olarak;

Sendikacılık, bir "pazarlık sanatı" değil, bir "onur mücadelesi"dir. İşverenin veya hükümetin suyuna giden, eleştiriye kapalı ve koltuk sevdasına düşmüş her sendikal anlayış, emeğin önündeki en büyük engeldir. Emekçinin ihtiyacı olan şey; kapalı kapılar ardında fısıldaşanlar değil, meydanlarda ve masada emeğin sesini haykıran bağımsız iradelerdir.

​Sarı sendikalar, sadece işçiyi değil, memuru ve dolayısıyla bir ülkenin tüm emek gücünü piyasa şartlarına ve siyasi ikballere kurban eden yapılardır.

HABERİ PAYLAŞ

* Instagram web üzerinden paylaşıma izin vermediği için bilgisayar üzerinden sadece link kopyalanabilir.

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.

Giriş YapKayıt Ol